Wednesday, August 05, 2015

Günümüzde

Aşk evlilik ve hayat ancak mütevazilik ve incelikle güzel olabilir.
Tatil resimleri sosyal medyada değil ofisteki masanın, evdeki buzdolabının üzerinde yerini almalı.
Çiçekler ofise gönderilmemeli, bizzat eliyle eve getirmeli kişi.
Özel günler coşkuyla internette değil, şükürle başbaşa kutlanmalı.
Hediyeler gösterişli değil, üzerinde çok düşünülmüş ancak az para harcanmış cinsten olmalı.
En sevdiği renk, film, şarkı, onun ruhuna dokunabilmek için hep hafızada olmalı.
Küslükler gönül almayla sonuçlandığı için kahır değil fırsata dönmeli.
Eve gelince zorunlu maskeler inmeli, şeffaf olmalı.
Hangimiz ne kadar becerebiliyoruz bilinmez.
Ama en azından denersek, sosyal medyada dedikodu malzemesi olmuş bir hayattansa kendimize ait bir hayatımız olabilir..

Friday, July 03, 2015

Canım Sevgilim


Teşekkür ederim...
Beni 4 yılın son döneminde bulduğun ve hayatımın yönünü değiştirdiğin için,
Herkesin tel takıp düzeltmemi önerdiği yamuk dişimi çok sevdiğin için,
Ben yazarken sessiz olabilmek adına puzzle hobisi edindiğin için,
Benim için üşenmeden bir günde 6 kez köprüyü geçebildiğin için,
Beni her halimde güzel bulduğun için,
Sabahları uyanamadığımı bildiğinden yarım saat erken kalkıp beni uyandırdığın için,
Memleketimi özlediğimde beni oraya götürdüğün için,
Tüm arkadaşlarımı sahiplenip sevdiğin için,
Değişiklikleri sevmesen de benim sevdiğim her şeyi deneyip sevmeye çalıştığın için,
Biriktirdiğin tüm parayı ikimizin hayallerine harcadığın için,
Cuma akşamları Gölcük'ten geldiğinde üşenmeyip yanıma geldiğin için,
İşlerim yolunda gitmediğinde arkamda olduğun için,
Güçsüz düştüğümde bana ve evimize baktığın için,
Bitirme sunumundan önce kendini unutup bana destek olduğun için,
Yeğenimi benden bile daha çok sevip ilgilendiğin için,
Aynı acıyı çektiğimizde kendininkini bastırıp beni teselli ettiğin için,
Arabamı muayeneye götürdüğün için,
Tüm vergilerimi ödediğin için,
Aileme ve yakınlarıma karşı sevgi dolu olduğun için,
Kilo aldığımda bunu bana söylediğin ama beni öyle de beğendiğin için,
Askerdeyken bile bana moral verebildiğin için,
Aksiyonu tercih etsen de benimle romantik komedilere geldiğin için,
Cesaretsiz ve korkak olduğumda beni cesaretlendirdiğin için,
Tüm hayallerine beni dahil ettiğin için,
Eve gelirken aldığın çiçekler için,
Bana her zaman sadık olduğun için,
Yağmur yağacağı zaman çantama şemsiyemi koyduğun için,
Evde telefonumu veya anahtarımı unuttuğum ve üşendiğimde çıkıp sen aldığın için,
Ağır bavullarımı 3. kata şikayet etmeden taşıdığın için,
Arabanı çarptığımda ya da sürttüğümde kızmadığın için,
Yaptığım yemeği beğenmesen de beğenmiş gibi yapmaya çalıştığın için,
Bana güvendiğin ve asla özgürlüğümü kısıtlamadığın için,
Beni sayısız kere havaalanları ve garajlardan uğurlayıp karşıladığın için,
Derinde yüzmekten hoşlanmasanda benimle yüzdüğün için,
En zor zamanlarda bile beni güzel günlere inandırdığın ve ayakta tuttuğun için...

Bu böyle, başka hiçbir şeysiz bir teşekkür yazısı olarak kalsın..

Seni çok seviyorum


Tuesday, June 23, 2015

2 ay

2 ay oldu..
Ben üstesinden geldim sandıkça bazen daha da dipte buldum kendimi.
Yeni bir hayata başladım sandıkça yasımın bitmediğini de gördüm.
Ama öyle ya da böyle bir şekilde yaşadım.
Sanırım çok zarar gördüm bu iki ayda.
Umarım kalıcı olmaz bu zararlar.
Umarım çabucak üstesinden gelirim.
İyi günler görür ve gördükçe daha da mutlu hissederim inşallah.

Wednesday, June 03, 2015

Sancı

Bu aslında dirilişin sancısı. Büyük bir kırılmanın sancısı bu, o yüzden aldırma. O derin nefesler içine doldukça silip süpürüp dışarı atacak ne varsa. Güçlü ol.

Özledim

Yine özlemi çöktü içime. Bazen oluyor böyle.
Elimde değil, içime kocaman kara bir bulut doluyor.
Allah'ım sen bu derdin dermanını ver nolur.
Bu zor günlerin arkasından güneş açtır.
Unutulsun hepsi, yerlerine güzel anlar getir, tozu bile kalmasın.

Friday, May 15, 2015

Sıcak

Hava ısındı ama içim ısınmadı.
Üşümeyi de sevmem ama
Böyle iyi, böyle kalsın.
Zaman aksın ama ben durayım biraz.
Ne olur biraz, sadece böyle durayım.

Tuesday, May 12, 2015

Nokta

Kırıldığı yerden birleşti her şey. O yüzden bu sefer inanmak lazım iyiye ve güzele.
Ne kaybeder ki insan?

Monday, May 11, 2015

.....

Olmuyor işte öyle, hadi hayata döneyim diyince dönemiyorsun.. Tam galiba artık iyi oluyorum derken yine kör kuyulara yuvarlanıyorsun. Ben altından kalkamayacağım galiba bu işin. Ben üstesinden gelemeyeceğim, normale dönemeyeceğim. Olmuyor çünkü, günler eziyet, bir  perde arkasından izlediğim ve gönülsüzce katıldığım bu hayat bir eziyet. Ancak uyumaya dermanım var benim. Ama sevgilime kıyamıyorum işte, onun için tutunmaya çalışıyorum hayata. Madem onunla bir oldum ve hayatımız birleşti, ona karşı sorumluyum. Yoksa ne gereği var yaşamanın. Onun için döneyim istiyorum hayata; ama olmuyor, olmuyor. Halim dermanım yok, kolumu kaldırmak bile zor. Hep uykum var benim hep uykum. Geleceğe baksam korkuyorum, geçmişi düşünmek istemiyorum, bugüne ise enerjim yok.

Friday, May 08, 2015

Sonsuz

Elimizden gelmeyen ne çok şey var şu hayatta. Yaptıklarımız, ettiklerimiz küçücük bir nokta aslında. Dünya alıyor bizi rüzgarına, bırakıyor bir sahil kenarına. Beni yağmurlu, soğuk bir sahile bıraktı. Ayaklarım çıplak, sırtım nemli, içim titrek. Burada istediğim kadar ağlayabilirim. Kimse karışmasın bana. Şükür, minnet ve acı var burada. Sorgulama yok, neden sormak yok, pişmanlık asla yok, kimin ne dediği umrumda değil. Ben kalbimden geçen sesi dinliyorum. Ben ne yapmam gerektiğini biliyorum, akıl vermesin kimse bana. Kimse ulaşmasın bu sahile, gelmesin, burası benim sahilim. İlk defa denizi sevmiyorum, yüzmek istemiyorum. Her şeyim değişti benim, "güzel" diye adlandırdıklarım değişti. Değişir çünkü insan, değişmek zorunda kalır. Bir günde bir dünyan olur senin, sonra bir günde dünyandan olursun. Bilemezsin sen, o sahildeki kum taneleri kadar bile gücün yok. Serilsem dersin şu kumlara, öylece uyusam... Uykuda acı yok. Uykuda hiçbir şey bilmiyor insan. Uyku cehaletin en güzel hali. Farkındasızlığın cenneti uyku. Ama uyanmak yok mu, işte o an tüm acıların, bildiklerin, kanına doluyor yine, ordan kalbine, ordan gözyaşı olup akıyor. Hiç unutamazsın biliyorsun. Şimdi anlıyorum bazı hiç anlamadığım şarkıları."Hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama ölürdün unutmasan." ne demekmiş şimdi anlıyorum. Saçma sapan aşk acıları çekmişiz gençlikte. Aşk acısı çekecek kadar özgür bir ruh, ne büyük bir lüksmüş, onu anlıyorum. Hepsini anlıyorum ama yadsımıyorum, kınamıyorum. Ben hayatta hep yazdım, ne olsa yazdım. öyle şeyler olurmuş ki, yazmaya kıyamazmış insan. Harflere dökemezmiş, ancak gözünden akarmış. Akarmış, akarmış hiç bitmezmiş. Sonsuz bir kaynak olurmuş, gönlünde gözünde. Sonsuz oldu. Daima benimle. Allah'ım sen mukayet ol aklıma ve ruhuma. Sana sığnıyorum her şeyimle, her şeyimizle.

...

Boyun büküp önünde aglasam sessizce su garip gönlüm affolur mu?
Bu fırtına durulur mu, benden adam olur mu?
Korkarım aska zararim dokunur mu?
Elveda sana yeter tamam, bitsin artik bu dram, bu fotoroman
Ham meyvayiz hala koparmislar dalimizdan...
Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin geçer gider
Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin olur biter
Bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat
Bu da geçer gülüm yaşamana bak
Alınacak dersler var, sorulacak sorular
Bu da geçer gülüm bizden bu kadar...

Friday, March 13, 2015

Kumbik, Kumkum, Kumsi, yada kısaca: Kumsal




Geldik zurnanın zırt dediği yere. Şimdi sıkıyorsa, Kumsal’ı tanımayan birine, Kumsal’ı anlat. Herkes de kaleme kağıda dökülemez ki! “Anlatılmaz yaşanır.” dediğimde mübala ediyorum sanabilirsiniz halbuki yaşasanız görürsünüz. Yine de deneyeceğim.
Masumiyet ve hınzırlık. Çocuksuluk ve kadınsılık. Hırs ve rahatlık. Komiklik ve ciddiyet. Birbirinin zıttı ne varsa bir kaba koyun karıştırın, üzerine konfetiler patlatın, ecnebi otları koyun havaya atıp tutun, sihirli değnek değdirin ve kıçınızla hafifçe vurun. İşte elde ettiğiniz karışım Kumsal. Yani hangi özelliğini anlatsan, onda tam zittı da var. Sürprizler var, maceralar var. 17 yaşından beri yanındayım, her hali başka güzeldi, o nedenle demeliyim ki muazzam da bir güzellik var. 

Kumsal zor sever. Ama sevdikleri çok şanslıdır. Onun oz büyücüsü dünyasında sadece varolmak bile bu kadar eğlenceliyken, onun ilgisini sevgisini hisseden şu dünyada taş çatlasa 10 kişiden biri olmak daha da tarifsiz. Hiç aramayabilirim ama tam tersi gidip evine de yerleşebilirim mesela. Mesela Kumsal için bunlar son derece “Ok beybiliboy” durumlarıdır. 

Sanarsınız ki hiç yemek yapmayacak hayatı boyunca, sonra en şık sofraları kurar. Evlenmez bu kız, kimsenin kahrını çekemez derken kayınpederi ile yanak yanağa poz verir. Zaten hayata karşı genel olarak bir “İstersem feriştahını yaparım ama tenezzül etmiyorum, bebeğim.” tavrı vardır ve altı doludur. Bir kere zaten çok zeki, elinden bir şey kurtulmaz. Demir gibi bir iradesi var. Gözümün önünde hafif tombikten anoreksiyaya geçti, ben o sırada matematiği geçmeye çalışıyordum, şoka girdim. 

Hayvanları insanlardan çok sevmesi, aslında o fılfır fıldır dönen gözlerinin kendi çapında minik hınzırlıkların altındaki büyük masumiyettir, o kendine denk bir gerçekliği ancak hayvanlarda bulabilir. İnsan zekası ile kirlenmiş her şeye biraz mesafelidir. En çok köpeğini sever.

Beni o kadar çok korumuştur ki ona minnettarım. İstanbul’a ilk geldiğim günlerdeki halimi onun ağzından tarif etmem gerekirse “Yağmurda ıslanmış burnunu saga sola fititi diye oynatan bir tavşan” gibiydim. Küçücük bir odada neler paylaştık. Kendimizce maceralara atıldık, çünkü Taksim’den Merter’e gitmek büyük bir maceraydı. İşte o günlerden sonra ben de büyüdüysem bunda Kumsal’ın büyük payı var. 

O küçük oyunları, planları, heyecanları çok özlüyorum. Bir odaya sığdırdığımız o renkli dünyayı kimse farketmedi. Ben farkettiremeyecek kadar ürkektim, Kumsal ise tam bir domuzdu, suratından hiçbir şey okunmayan. O güzel dostluk Gümüşsuyu yurdundaki odaya müthiş bir enerji ekti. Sayemizde kimbilir ne eğleniyordur şimdi o odadaki kaltaklar, öyle diymi beybiliboy?

Thursday, January 22, 2015

Elif



Bir zamanlar bir yazı okumuştum, kimindi hatırlamıyorum, yazıda diyordu ki “İnsan 30 yaşından sonra herşeyi yapar, karı, koca, iş, kariyer, çocuk… Ama dost yapamaz.” Çok da katılıyorum bu söze. O yüzden ben 30uma yaklaşırken varolan dostlarıma sıkı sıkı sarılıp başka dostum olmayacak sanmıştım. Ama işte olacağına bakın ki, son bir tekne kazıntısı varmış hayatıma girecek ve bana çok kısa zamanda 15-20 yıllık arkadaşlarım kadar yakın olacak. Elif benim 30’a gelmeden edindiğim son yakın dostum.
Çocukken çok hayalini kurduğum benden küçük kız kardeş rolüne çok yakışmasını bir tarafa bırakalım, Elif’te bulduğum çok özel bir şey var: etik değerleri ve yaşama bakış açısı, benim ailemin içinde yetişmiş gibi bana benziyor. Üstelik onda daha fazla cesaret ve kararlılık var. Bazen benden küçük olmasına ragmen bazen benim yelkenimi o üflüyor. Hayat mücadelesinde bir gün tam olmak istediğim noktada olursam, bunda Elif’in çok büyük payı olacak. Etik değerleri ve yaşama bakışı bana benziyor derken, aslında hiç de öyle matah bir şeyden bahsetmedim. Sadece, biz onunla iki kafadar rahibe zihniyetine bürünmeden de ahlaklı insan olunabileceğini biliyoruz. Her şeyi kalıbına uydurarak yapmaya çalışanlardan farklı olarak, yaşarken arkamızda bir hikaye bırakıyoruz ve her satırının arkasında durabiliriz. Her davranışımız kurallara uygun olmayabilir, ama her daim hepsi tutarlıdır. Yanar döner zihniyetlere yaklaşmayız. Başımızı yastığa rahat koymak için kötü bir gün geçirmeye razı olabiliriz. Topu taca atmaktansa golü yer ama kendimizden ödün vermeyiz. İşte bu yüzden o sanki benimle büyümüş bir kız kardeş gibidir.
Elif aynı anda gezmekten tozmaktan giyinmekten yemek içmek eğlenmekten çok iyi anlarken, görgü kurallarından da ödün vermez, bu yüzden çok eğlendiği bir hayatı yaşarken aynı anda çok saygın biri olmayı da becerir. Medeni cesaret kavramının yeryüzündeki en güçlü temsilcisidir. Yeni girdiği bir şirkette yüzlerce insana sunum yapmak, ya da çalıştığı şirketin genel müdürünü facebook’tan eklemek Elif için günlük doğal aktiviteler kapsamındadır. Hepimiz insanız sonuçta değil mi?
Birlikte hayal kurmayı çok seviyoruz, çünkü yukarıda saydığım güzel özellikleri sayesinde Tanrı’nın çocukken hepimize verip sonra bir çoğumuzdan geri aldığı hayal kurma ve o hayale inanma yeteneği Elif’te olduğu gibi duruyor. Elif’le birlikte yapmayı çok sevdiğim çok fazla şey var; mesela seyahat etmek. İnanılmaz yön duygusu ve coğrafik hafısızası sayesinde kanlı canlı bir GPS sistemi gibi. Ama esas keyif veren yani onunla her yerin güzellikleri keşfetmek ve tadını çıkarmak çok kolay. Ama tüm bunların hepsinden çok daha önemli bir şey var. Çok sevdiğim bir söz vardır, “Her şey bittiğinde aklınızda kalan düşmanlarınızın söyledikleri değil, dostlarınızın sessizliği olacaktır.” Elif bana haksızlık edildiğinde hiç sessiz kalmadı, ve kötü günler bittiğinde aklımda en çok onun içindeki adalet ve hakkaniyet kaldı. Elif’in hayatı boyunca asla çıkarları doğrultusunda hareket etmeyeceğini gördüm ve bu ona olan sevgimin yanına büyük bir minnet ve saygı koydu.
Hayatımın bundan sonrasındaki tüm kilometre taşlarında onu yanımda istiyorum, çünkü ancak o zaman içime sinecekler. Onun yapacaklarını ise sabırsızlıkla bekliyorum, hepsine gözümle şahit olmam gerekli. Perdelerin arkasında o bana ablalık etse de hayat sahnesinde benim küçük kardeşimin arkasında duracağım güzel günleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Monday, January 19, 2015

Da da da dannnn! Seçil.



Seçille 9 yaşında tanıştık, ama ben esas yakınlaştığımız zamandan yani 11 yaşından başlayacağım.
O zamanlar “İsminin anlamı nedir?” sorusu çok popülerdi.
Benim adım Işıl yani ışıldayan, onun adı Seçil yani seçilmişti. Onu ben, hayatta en yakın arkadaşım olarak seçtim ve bu hayatımın en ama en büyük nokta atışı oldu. Ben o zaman aslında hayatıma da çok ciddi anlamda yön vereceğini bilmiyordum bunun. En iyi arkadaşın seni sen yapacak insanmış, bunu henüz bilmiyordum.
Neresinden başlayacağımı asla bilemediğim arkadaşlığımız, onu geçtim Seçil bizzat kendisi o kadar derin ve özel ki, onu anlatırken çok özenli olmalıyım, benim arkadaşım hiç belli etmez ama çok narindir aslında. Onun o çok gören, çok düşünen, çok anlayan, herkesten daha zeki olan iç dünyasını en iyi ben bilirim, çok uzaklardan bile hissederim, onunla kurduğumuz bu yakınlık benim hayatta en büyük güvencemdir. Seçil orada, Amerika’da duruyor. Hani o “Acil durumda basınız” yazan düğmeye günlük hayatta basmassınız ama asla o binadaki en önemli şeydir ya, İşte Seçil de milyonlarca insan gördüğüm onu hiç görmeden geçen yıllar içinde aslında tüm herkesten daha çok güven verdi bana. Sadece orda durdu, ve bu bile bana yeti. Kaya gibi durdu çünkü, koşulsuz ve “ama”sız bir sevgi ile. Onun evi, kalbi, cebindeki parası, tüm enerjisi, hepsi her zaman onun oldugu kadar benim oldu. Bir ah demem yeterliydi.
Okuduğumuz okullarda, genelde insanlar (hangimizle daha yakınsa) sadece birimizin adını bilir, diğerimiz için kısaca “öteki” derlerdi. Birinin ötekisi olmak ne güzel şey. “Seçil bir de öteki kız” dendiği zaman akla gelen ilk ve tek kişi olmak ne güzel şey. Küçücük yaştan itibaren çok düzgün bir mesafeyi korumak ne kadar da az bulunur bir şey. Hani o “kız muhabbetleri” varya bildiğiniz, biz hiç etmedik onları, öyle de garip bir saygımız oldu birbirimizin hayatına. Herkes herkesi sorgularken biz birbirimizin attığı adımların arkasında durduk. Benzer yollarda yürürken ne kadar düzgünse arkadaşlığımız, uzak yerlerde savrulup gittiğimizde de aynı ritmi korudu. 4 yıl oturup sohbet edemediğimiz oldu, dile kolay ama kalbe çok zor geçen 4 yıl. Bir gece oturduk sabaha kadar konuştuk, o 4 yıl o zaman daha bir güzel göründü gözüme. Seçil dahil olunca, yaşadıklarımı bilince, benimle heyecanlanıp üzülünce, tüm duygularım tamamlandı,  kafam rahatladı.
Yani şimdi durup düşününce aklıma o kadar çok şey geliyor ki; ve bunlar o kadar değerli ki, buraya yazıp eskitmek bile istemiyorum, yazının burasında Seçil’e göz kırpıp “Anladın sen” diyesim var. İşte buraya da bir kahkaha koydum, neye güldüğümü anladı bence o.
Birlikte Avrupa’yı otobüsle dolaşmışlığımız, taksimde çok kere sabahlamışlığımız vardır elbet gençken herkesin olmuştur. Şimdi olsa yapar mısın? Yapmam. Seçil’le olsa yapar mısın? Tabiki. Ben Seçil’e hadi ikimiz de Koç Üniversitesini yazalım dedim, sonra son gün silip İTÜ’yü yazdım. Kızmadı ya, buna bile kızmadı, yemin ederim hiç kızmadı. Şöyle düşünün bir insan matematikten kalıyor, dersi tekrar alıyor. Taksim’de yaşadığı halde ders çalışmak için Sarıyer’e gidiyor. Neden çünkü orda Seçil var. O zaman ders aklına giriyor. Halbuki Seçil daha o dersi almamış, fikri bile yok. Ama buna gerek de yok, napıyor Seçil, duruyor. Benim küçük-büyük zorlukları aşabilmem için Seçil’in “durması” bile yeter. Dedim ya, Seçil kaya gibi durur insanın arkasında.
Benim düğünüm için çok uzaklardan geldi. Dönüp dönüp baktım gerçekten orda mı diye, vallahi ordaydı içim rahatladı. Bir insanı iyi tanımak adına size bir örnek vereyim: ben bir kitap yazdım, ve sonunda ne olacağını sadece Seçil dogru tahmin etti. Kalemimin ucunun nereye gideceğini ben bilmiyorum ama o biliyor.
Bana her zaman saygı gösterdi, kararlarımı sorgulamadı, “en güzeli olur merak etme canım” dedi, öyle de oldu. Yoluma engel çıkaran, aklıma soru işareti düşüren insanların yarattığı kirliliği, bir tek güzel sözü ile yıkadı attı kafamdan.
Demem o ki ayağınızı denk alın canımı sıkmayın. Çünkü orda bir ev var uzakta, gitmesem de görmesem de o ev benim evimdir. İstediğim gün, diş fırçası, iç çamaşırı ve pasaport benim bambaşka bir hayata başlamam için yeter de artar bile. Pijamaya gerek yok, Seçil verir onu, biraz dar geliyor ama idare ederiz. İdare ettik 20 yıl, hiç azalmadan.

Tuesday, January 06, 2015

Fulya



Artık sıra Fulya’da. Onu yazmak biraz bilek ve yürek istediğinden bir süredir kafamda toparladım yazacaklarımı. Fulya benim için çok fazla şey ifade ediyor. Bu yazıları yazdığım kadınların ortak bir noktaları onları sadece seviyor olmam değil, derinde çok büyük bir saygı duymam. Hayata bakışlarına, mücadelelerine, duruşlarına… Fulya burada en büyük payı hakedenlerden biri. Dürüst düzgün su gibi oluşu, doğrularından şaşmaması, kararlılığı ve kendinden eminliği ile çok fazla şey başardı gözlerimin önünde. Onunla hep gurur duydum.
Dostluğumuzun değişik dönemleri oldu, iki bekar ve öfkeli kız küçücük bir evi sigara dumanına boğarken, birbirinin evine erişte falan getirip götüren yemek tarifleri veren hatun kişilere dönüştük ama o “özde” duran şey hiç değişmedi. Hiç bir zaman sahte olmadık birbirimize, “mış gibi” olmadık. Hatta diyebilirim ki Fulya benim sahne arkası dostumdur, çok dürüst bir çerçevede, gündelik hayatta olan sahtelikleri çatır çatır eleştirir ama anlayışlı bir ruh hali ile yine el mecbur o sahneye döneriz. Bazen birbirimize danışarak sevdiklerimizin hatalar yapmasını üzülmesini engellemeye çalışırız ki bence bu, bu devirde az görülecek masum bir iş birliği.
Fulya beni her zaman çok cesaretlendirir. Benim başarılarımdan çok büyük heyecan duyar ve onları sahiplenir, gururlanır. Biraz ürkek kişiliğimi bildiğinden, kendimi az göreceğim anda müdahele edip beni çoğaltandır o. Telaştan benim bile unuttuğum bir gelişmeyi o sorup yoklar, tüylerimi diken diken eder.
Zaten hep olması gereken yerdedir, düğüne de cenazeye de ilk varan O’dur, düğünde en şıkırtılı olan da O’dur, cenazede başında örtüsü dudaklarında duası ile bir köşeye çekilen de yine O’dur. Keşke onun onda biri kadar yaşayabilsek. Herkesle arası iyi olsun diye uğraşmaz, umruna bile gelmez, doğru bildiği yolda yaşadığı mücadelesinde, akışına ayak uyduranlarla çok ahenkli bir dostluk yaşar ve asla o ahengi bozan taraf olmaz.
Fulya tüm bu yazıları yazdığım kadınların hepsinden daha cesurdur. Gözü karadır. Onun her an her şeyi yapabileceğini hissediyorum ve şaşırmam da. Her şeyi yapabilir evet, ama hakkaniyetinden ödün vermeden yapar. Her yol mübah değildir yani onun için, öyle herkesin ekmeğine yağ falan süremez. Sabırlıdır, eften püften nedenlerle yolunda dönmez. Maneviyatı güçlü olduğundan dayanıklıdır.
En güzel tatiller onunla yapılır, harika bir tatil arkadaşıdır. Ben bolca yaptım diye demiyorum, onunla yapılan tatiller büyük şans.  Yüzümde gülümseme ile hatırlıyorum hepsini. Her işin altından alnının akıyla kalkar. Onu tiyatro sahnesinde alkışlamak, güzel kaneviçelerini duvarımıza asmak, zevkle döşenmiş evinde yatıp yuvarlanmak bize doğal bile geliyor artık. Beni tanıyanlar bilir, hobisiz insanlara pek tahammül edemem, sadece işe, okula, eve, gezmeye gidenler bana biraz kendini gerçekleştirememiş düz kişiler gibi görünür. Fulya bu anlamda en dolu arkadaşlarımdan biridir. Günlerini dolu dolu geçirir, yine de hiç vaktim yoktu arayamadım demez, ben ihmal etsem bile o beni hiç ihmal etmez, sesimi duymak için arar beni, biriciktir.
Dostluğumuz sürüp gittikçe onun cesaretinden ve kararlılığından biraz feyz alabilirsem ne mutlu bana. Alamasam da eminim gerektiğinde beni arkadan ittirir, elimi tutar sıkı sıkı. Ondan güç alarak yapacak daha çok işim var!