Friday, March 13, 2015

Kumbik, Kumkum, Kumsi, yada kısaca: Kumsal




Geldik zurnanın zırt dediği yere. Şimdi sıkıyorsa, Kumsal’ı tanımayan birine, Kumsal’ı anlat. Herkes de kaleme kağıda dökülemez ki! “Anlatılmaz yaşanır.” dediğimde mübala ediyorum sanabilirsiniz halbuki yaşasanız görürsünüz. Yine de deneyeceğim.
Masumiyet ve hınzırlık. Çocuksuluk ve kadınsılık. Hırs ve rahatlık. Komiklik ve ciddiyet. Birbirinin zıttı ne varsa bir kaba koyun karıştırın, üzerine konfetiler patlatın, ecnebi otları koyun havaya atıp tutun, sihirli değnek değdirin ve kıçınızla hafifçe vurun. İşte elde ettiğiniz karışım Kumsal. Yani hangi özelliğini anlatsan, onda tam zittı da var. Sürprizler var, maceralar var. 17 yaşından beri yanındayım, her hali başka güzeldi, o nedenle demeliyim ki muazzam da bir güzellik var. 

Kumsal zor sever. Ama sevdikleri çok şanslıdır. Onun oz büyücüsü dünyasında sadece varolmak bile bu kadar eğlenceliyken, onun ilgisini sevgisini hisseden şu dünyada taş çatlasa 10 kişiden biri olmak daha da tarifsiz. Hiç aramayabilirim ama tam tersi gidip evine de yerleşebilirim mesela. Mesela Kumsal için bunlar son derece “Ok beybiliboy” durumlarıdır. 

Sanarsınız ki hiç yemek yapmayacak hayatı boyunca, sonra en şık sofraları kurar. Evlenmez bu kız, kimsenin kahrını çekemez derken kayınpederi ile yanak yanağa poz verir. Zaten hayata karşı genel olarak bir “İstersem feriştahını yaparım ama tenezzül etmiyorum, bebeğim.” tavrı vardır ve altı doludur. Bir kere zaten çok zeki, elinden bir şey kurtulmaz. Demir gibi bir iradesi var. Gözümün önünde hafif tombikten anoreksiyaya geçti, ben o sırada matematiği geçmeye çalışıyordum, şoka girdim. 

Hayvanları insanlardan çok sevmesi, aslında o fılfır fıldır dönen gözlerinin kendi çapında minik hınzırlıkların altındaki büyük masumiyettir, o kendine denk bir gerçekliği ancak hayvanlarda bulabilir. İnsan zekası ile kirlenmiş her şeye biraz mesafelidir. En çok köpeğini sever.

Beni o kadar çok korumuştur ki ona minnettarım. İstanbul’a ilk geldiğim günlerdeki halimi onun ağzından tarif etmem gerekirse “Yağmurda ıslanmış burnunu saga sola fititi diye oynatan bir tavşan” gibiydim. Küçücük bir odada neler paylaştık. Kendimizce maceralara atıldık, çünkü Taksim’den Merter’e gitmek büyük bir maceraydı. İşte o günlerden sonra ben de büyüdüysem bunda Kumsal’ın büyük payı var. 

O küçük oyunları, planları, heyecanları çok özlüyorum. Bir odaya sığdırdığımız o renkli dünyayı kimse farketmedi. Ben farkettiremeyecek kadar ürkektim, Kumsal ise tam bir domuzdu, suratından hiçbir şey okunmayan. O güzel dostluk Gümüşsuyu yurdundaki odaya müthiş bir enerji ekti. Sayemizde kimbilir ne eğleniyordur şimdi o odadaki kaltaklar, öyle diymi beybiliboy?

No comments: