Geldik zurnanın zırt dediği yere. Şimdi sıkıyorsa, Kumsal’ı
tanımayan birine, Kumsal’ı anlat. Herkes de kaleme kağıda dökülemez ki! “Anlatılmaz
yaşanır.” dediğimde mübala ediyorum sanabilirsiniz halbuki yaşasanız
görürsünüz. Yine de deneyeceğim.
Masumiyet ve hınzırlık. Çocuksuluk ve kadınsılık. Hırs ve
rahatlık. Komiklik ve ciddiyet. Birbirinin zıttı ne varsa bir kaba koyun
karıştırın, üzerine konfetiler patlatın, ecnebi otları koyun havaya atıp tutun,
sihirli değnek değdirin ve kıçınızla hafifçe vurun. İşte elde ettiğiniz karışım
Kumsal. Yani hangi özelliğini anlatsan, onda tam zittı da var. Sürprizler var,
maceralar var. 17 yaşından beri yanındayım, her hali başka güzeldi, o nedenle
demeliyim ki muazzam da bir güzellik var.
Kumsal zor sever. Ama sevdikleri çok
şanslıdır. Onun oz büyücüsü dünyasında sadece varolmak bile bu kadar
eğlenceliyken, onun ilgisini sevgisini hisseden şu dünyada taş çatlasa 10
kişiden biri olmak daha da tarifsiz. Hiç aramayabilirim ama tam tersi gidip evine
de yerleşebilirim mesela. Mesela Kumsal için bunlar son derece “Ok beybiliboy”
durumlarıdır.
Sanarsınız ki hiç yemek yapmayacak hayatı boyunca, sonra en
şık sofraları kurar. Evlenmez bu kız, kimsenin kahrını çekemez derken
kayınpederi ile yanak yanağa poz verir. Zaten hayata karşı genel olarak bir “İstersem
feriştahını yaparım ama tenezzül etmiyorum, bebeğim.” tavrı vardır ve altı doludur.
Bir kere zaten çok zeki, elinden bir şey kurtulmaz. Demir gibi bir iradesi var.
Gözümün önünde hafif tombikten anoreksiyaya geçti, ben o sırada matematiği
geçmeye çalışıyordum, şoka girdim.
Hayvanları insanlardan çok sevmesi, aslında o fılfır fıldır
dönen gözlerinin kendi çapında minik hınzırlıkların altındaki büyük
masumiyettir, o kendine denk bir gerçekliği ancak hayvanlarda bulabilir. İnsan
zekası ile kirlenmiş her şeye biraz mesafelidir. En çok köpeğini sever.
Beni o kadar çok korumuştur ki ona minnettarım. İstanbul’a
ilk geldiğim günlerdeki halimi onun ağzından tarif etmem gerekirse “Yağmurda
ıslanmış burnunu saga sola fititi diye oynatan bir tavşan” gibiydim. Küçücük bir odada neler paylaştık. Kendimizce maceralara atıldık, çünkü Taksim’den Merter’e
gitmek büyük bir maceraydı. İşte o günlerden sonra ben de büyüdüysem bunda
Kumsal’ın büyük payı var.
O küçük oyunları, planları, heyecanları çok özlüyorum. Bir
odaya sığdırdığımız o renkli dünyayı kimse farketmedi. Ben farkettiremeyecek
kadar ürkektim, Kumsal ise tam bir domuzdu, suratından hiçbir şey okunmayan. O
güzel dostluk Gümüşsuyu yurdundaki odaya müthiş bir enerji ekti. Sayemizde kimbilir ne
eğleniyordur şimdi o odadaki kaltaklar, öyle diymi beybiliboy?

No comments:
Post a Comment