Bu yörüngesinden fırlamış dünyaya inat, yeri yurdu değişmeyen kaldırım taşlarınız olmalı. Öyle ahım şahım bir şey değil, kıyıda köşede, ama size ait kaleleriniz olmalı.
Bir adım attınız mı, ekranlar, egzozlar, gökdelenler geride kalmalı, bilmelisiniz.
Zaman yılların deminden neyi süzerse süzsün, değişmeyen bir şeyler olduğunu ispatlayan yadigarlarınız olmalı.
Benim değişmez kalem, Altınoluk sahilindeki bir dondurmacıdır.
Küçüklüğüme dair en net hatırladığım şey, ayağımı acıtacağını bile bile giydiğim rugan ayakkabılarla dondurmacıya kadar dişimi sıkarak yürümektir.
Çünkü limonlu dondurmayı elime aldığımda ayakkabının acısını duymazdım artık.
Bu hayat boyu böyle devam etti.
Ne zaman canım acısa dondurmacıya kadar yürümek için zorladım kendimi.
Şimdilerde de ayakkabılarım sıkıyor ayakkabılarımı.
Ama yürüyorum hala, çünkü hissediyorum;
Limonlu dondurmaya az kaldı.
Thursday, July 05, 2012
Thursday, February 23, 2012
aklımda
yorucu bir kışın sonunda, ayaklarım ayazma plajının kumları yada beşiğim sayılan altınoluğun çakıl taşlarıyla buluştuğunda, buz gibi ege suyu kanımı bütün yıl akmadığı kadar hızlı pompaladığında, sahile serilip başımı gölgeye alıp vücudumu güneşe bıraktığımda, o hafif ürperten ege rüzgarı beni okşarken, aklımda tek bir şey olacak. bence daha anlamlı olamazdı.
Subscribe to:
Posts (Atom)
