Tuesday, December 23, 2014

İrem kuş



Hani küçük finolar vardır, dev kadar kurt köpeklerine bile dayılanır, parçalayacakmış gibi havlar. Sanırım benim gibi, onların da arkasında bir İrem’i var. Tüm dünyayı karşıma alsam da yanımda olacağını bildiğim dostumu yanımda hissettiğim ilk günden beri bende ayrı bir cesaret var.  Çünkü bu öyle böyle bir yanında olmak değil. Ben hayatımda İrem’in üşendiğini görmedim. Orada olmasını istiyorsanız, orada olur. Basit ve net. Dalaveresiz.
Kötü gün dostları çok değerlidir, ama ne derler bilirsiniz, iyi gün dostu bulmak daha zordur. İşte ben onu en çok İrem’de buldum. Güzel günlerimi benimle aynı coşkuyla kutladı, sanarsınız beni o doğurmuş, ne zaman mutlu bir anım olsa, İrem’i hep karşımda gözleri dolu dolu ve sevgisi yüzünden taşarken buldum. Ne çok sevindim, ne şanslıyım dedim, ne şanslıyım ki herkesin kendini düşündüğü bu dünyada, sadece ben o an mutluyum diye bunca mutlu olabilen biri var. Düğün videomuzda biz salona girmeden evvel insanlar etrafına bakınıp, nikah şekerlerini inceleyip, bir şeyler atıştırır ve bizi beklerken; İrem’in okuma bayramında sahneye çıkacak çocuk gibi gözü kapıda, ağzı kulaklarında bekleyişini unutamıyorum.
Onunla gezmediğimiz yer kalmadı. Balıkesir, Altınoluk, Bozcaada, İzmir, Ankara, Denizli, Bursa, Kırşehir, Çerkezköy, Zonguldak, Alaçatı, Bodrum… Bahanesiz gönüllerimiz bir araya gelmiş, gençlik güzellik, daha ne olsun, gezdik yedik içtik. Sefamız olsun.
Evlerinde eskiden bir ranza vardı. Birimiz altta birimiz üstte yatar, saatlerce konuşurduk. Herkes arkadaşının evinde kalır, ama herkesin biribirinin teyzesinin dahi evinde yatmışlığı var mıdır? Sanmıyorum. Bizimkisi artık aileden biri olmak... Öyle “arkadaşlık” falan kusura bakmayın ama, çok “yeni başlayanlar için sevgi sözcükleri” seviyesinde kalır bizim için.
İrem’e hep kahve falı bakardım. Söylediklerimin hepsi de oldu. Fal bildiğimden değil, onu iyi tanıdığımdan. O da beni tanır. Hem de nasıl. Hırslarımız yoktur bizim. Gaza gelirsek eğer, muhakkak bir sevdiğimize bir sürpriz hazırlamanın peşindeyizdir. İrem’in duygusallığı fenadır, bütün dertler onun meselesi, bütün çocuklar onun çocuğu, bütün mücadeleler onun davasıdır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demez, yılan kime dokunursa dokunsun onun için aynıdır, kendi çıkarları ile ilgilenmez, ama gözünün önünde bir mazlumun ahını alırsanız da asla görmezden gelmez. Onun gibilerden daha fazla olsa etrafta, herkes haksızlık etmeye korkardı eminim ki. Ayağını denk alırdı. Ne de iyi olurdu.
Yıllar geçti, geçiyor ama güzel dostlukların, bir sürü evimiz olduğunu bilmenin huzuru ile. Farklı farklı evlerin salonlarında, aynı sıcaklığı tadıyoruz. İrem benim öğrenciliğimde oturduğum duvarları rutubetten küflenmiş evimde olduğu gibi bugünkü de evimde “Ay ben terlik istemem, yerler çok sıcak” deyip dolaşıyor ve hepsine neşe getiriyor. Ne sınavlara girdik beraber. Aman Allah’ım ne sınavlar. Sonra anladık ki meğer bir şey değilmiş onlar. Esas sınavlar bizi İTÜ’den dışarıya tay tay adımlarla çıktığımızda bekliyormuş. Onları da birer birer çözüp, kağıtları ilk biz veriyoruz, ve çıkışta yeni kantinimiz olan Kirpi’de tadımlıklarımızı söyleyip çayımızı içiyoruz. İtiraf ediyoruz çayı İTÜ kantininden güzel. Sohbetin tadı? Asla değişmedi.

No comments: