Hani küçük finolar vardır, dev kadar kurt köpeklerine bile
dayılanır, parçalayacakmış gibi havlar. Sanırım benim gibi, onların da
arkasında bir İrem’i var. Tüm dünyayı karşıma alsam da yanımda olacağını
bildiğim dostumu yanımda hissettiğim ilk günden beri bende ayrı bir cesaret
var. Çünkü bu öyle böyle bir yanında
olmak değil. Ben hayatımda İrem’in üşendiğini görmedim. Orada olmasını
istiyorsanız, orada olur. Basit ve net. Dalaveresiz.
Kötü gün dostları çok değerlidir, ama ne derler bilirsiniz,
iyi gün dostu bulmak daha zordur. İşte ben onu en çok İrem’de buldum. Güzel
günlerimi benimle aynı coşkuyla kutladı, sanarsınız beni o doğurmuş, ne zaman
mutlu bir anım olsa, İrem’i hep karşımda gözleri dolu dolu ve sevgisi yüzünden
taşarken buldum. Ne çok sevindim, ne şanslıyım dedim, ne şanslıyım ki herkesin
kendini düşündüğü bu dünyada, sadece ben o an mutluyum diye bunca mutlu
olabilen biri var. Düğün videomuzda biz salona girmeden evvel insanlar etrafına
bakınıp, nikah şekerlerini inceleyip, bir şeyler atıştırır ve bizi beklerken;
İrem’in okuma bayramında sahneye çıkacak çocuk gibi gözü kapıda, ağzı
kulaklarında bekleyişini unutamıyorum.
Onunla gezmediğimiz yer kalmadı. Balıkesir, Altınoluk,
Bozcaada, İzmir, Ankara, Denizli, Bursa, Kırşehir, Çerkezköy, Zonguldak,
Alaçatı, Bodrum… Bahanesiz gönüllerimiz bir araya gelmiş, gençlik güzellik,
daha ne olsun, gezdik yedik içtik. Sefamız olsun.
Evlerinde eskiden bir ranza vardı. Birimiz altta birimiz
üstte yatar, saatlerce konuşurduk. Herkes arkadaşının evinde kalır, ama
herkesin biribirinin teyzesinin dahi evinde yatmışlığı var mıdır? Sanmıyorum.
Bizimkisi artık aileden biri olmak... Öyle “arkadaşlık” falan kusura bakmayın
ama, çok “yeni başlayanlar için sevgi sözcükleri” seviyesinde kalır bizim için.
İrem’e hep kahve falı bakardım. Söylediklerimin hepsi de
oldu. Fal bildiğimden değil, onu iyi tanıdığımdan. O da beni tanır. Hem de
nasıl. Hırslarımız yoktur bizim. Gaza gelirsek eğer, muhakkak bir sevdiğimize
bir sürpriz hazırlamanın peşindeyizdir. İrem’in duygusallığı fenadır, bütün
dertler onun meselesi, bütün çocuklar onun çocuğu, bütün mücadeleler onun
davasıdır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demez, yılan kime dokunursa
dokunsun onun için aynıdır, kendi çıkarları ile ilgilenmez, ama gözünün önünde
bir mazlumun ahını alırsanız da asla görmezden gelmez. Onun gibilerden daha
fazla olsa etrafta, herkes haksızlık etmeye korkardı eminim ki. Ayağını denk
alırdı. Ne de iyi olurdu.
Yıllar geçti, geçiyor ama güzel dostlukların, bir sürü evimiz
olduğunu bilmenin huzuru ile. Farklı farklı evlerin salonlarında, aynı
sıcaklığı tadıyoruz. İrem benim öğrenciliğimde oturduğum duvarları rutubetten
küflenmiş evimde olduğu gibi bugünkü de evimde “Ay ben terlik istemem, yerler
çok sıcak” deyip dolaşıyor ve hepsine neşe getiriyor. Ne sınavlara girdik
beraber. Aman Allah’ım ne sınavlar. Sonra anladık ki meğer bir şey değilmiş
onlar. Esas sınavlar bizi İTÜ’den dışarıya tay tay adımlarla çıktığımızda
bekliyormuş. Onları da birer birer çözüp, kağıtları ilk biz veriyoruz, ve
çıkışta yeni kantinimiz olan Kirpi’de tadımlıklarımızı söyleyip çayımızı
içiyoruz. İtiraf ediyoruz çayı İTÜ kantininden güzel. Sohbetin tadı? Asla
değişmedi.

No comments:
Post a Comment