gerçek bazen senin inandığın gibidir.
duydukların, gördüklerin, tahminlerin bir de inanmak istediklerin bazen seni delirtmek ister gibi birbiriyle çelişir.
karşındakinin yüzüne baktığında, hatta bazen bakamadığında ne hissettiğindir gerçek.
o henüz duru bir suysa senin içinde,
sözleride yaptıklarıda çözülür o berrak suda...
lakin eğer dururda bir damla mürekkep damlatırsa...,
ve hiç geçmeyecek hafif bir mavilik o suyu sararsa
-ki mürekkep asla suda çözülmez-
artık hep biraz mavidir o su, gelecek olaylar hiç bir şeyi değiştirmez
daha mavi olur olsa olsa
duru olamaz.
ama o henüz duru bir suysa senin içinde
ve damlayan her şeyi içinde çözebiliyorsan
inandığın masumiyetini koruyabiliyorsa baktığın veya henüz hiç bakmamış olduğun yüzü,
o zaman gerçek senin inandığın gibidir.
zaten duruluğunu bozamamışsa bu olan biten
inanmayıp ne yapacaksın?
zaten bir yalana bile inanamayacaksan buna inançlı olmak denir mi?
kim bilir neler çözdüğün suya, mürekkep damlamasın yeter ki
bakınca öbür tarafını dibini gördüğün, seffaf suyun öylece çalkalansın içinde.
o sırada hayat seyretsin kendi deminden.
vapura binip köpükleri izle mesela, sevdiğin filmi izle
sesini duymayı özlediğin birini ara, veya sadece kaybettiğin anahtarını.
böyle basit yaşa, kurcalamaya gelmez hayat.
bilmediklerin muhtemelen bilmek istemediklerindir zaten.
ve inancını yitireceksen sen en halim selim tavırların arasında
en fırtınalı günlerde inanmışken inanamaz olursun karşındakine
bulanık mavi suyun arkasından görürsün onu.
ağzıyla kuş tutsa olmaz.
şüphe düştüğü yüreği, sallanan gemilere bindirir bulandırır.
sağına soluna bakmadan dümdüz ona baktığında inanıyorsan,
inançlarını güvercini tutar gibi hafif, kardeşinin elini tutar gibi sımsıkı tut.
tek bir anını lekelemesin sözler, yüzler, olaylar
" hayat aldığın nefeslerin aritmetik toplamı değil, nefesini kesen anların slayt gösterisidir" diye inan
ve nefesini kesen karşındakiyse, o öyle değilse bile sen onu öyle san.
hiç bir yalana inanmak kaybettirmez insana, bir gerçeğe inanmamış olmak kadar
hem zaten gerçek dediğin,
senin inanmak istediğin...
Wednesday, December 06, 2006
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment