Sunday, November 26, 2006

bavul

Birilerinin bavulları hazırdır hep... Bir gidiş söz konusudur , hesapta olmayan bir gidiş... Yalan, aslında hep hesapta vardır , her gece yastığa koyduğunda kafanı dolduran şeyleri öylece oldukları yerde bırakıp, belki okula belki işe belki bir buluşmaya giderken yolunu değiştirip başını alıp gitme dürtüsü... bunu birgün yapacak olmanın verdiği haz, hep vardır birilerinde...
Bir şehir neden sarmaz ki bazen insanı? Nesi eksik gelir yada nesi fazla? Yada nedir o gidilecek yerde olupta burada olmayan? Her şeyin olduğu bir şehirde neden bazen aradığını bulamaz insan? Her şey kavramının ne ifade ettiğinden kaynaklanıyor olsa gerek... yeditepeli şehir; boğazını, sanatını, acısını, deniz kokusunu, binbir faklı insanını, eşsiz manzarasını, rakı balık keyfini, ortaköy sefasını, huzurunu, karmaşasını, uğruna yazılmış tüm şiir ve şarkılarını, tarihini, yeşilini, mavisini, sarısını... serer cömertçe önüne de bazen neden hala başını alıp gitmek istersin? Hayır dersin... sen ne verirsen ver benim herşeyim başka, o burada değil bugün, benim gidip onu almam gerek...
Öyle ya, herkesin ‘herşeyi’ başkadır. Onu tamamlayan bir parça uzaktaysa eğer, gidip almak geliyorsa onu unuttuğun yerden, o zaman işte sen farkında olmasan da hep hazırdır bavulun.
Ama gitmezsin. Öyledir yani gidilmez. Senin eksik parçan olduğu yerde kalır. Sen yarım kalan parçanı tamamlamaya çalışırsın durmadan;

Öteki olabilmeyi,
Yerine koyabilmeyi,
Geride durabilmeyi öğreniyorsun...

Buda yalandır, yerinede koyamazsın ama öyle inanırsın çünkü inanmazsan yaşayamazsın...
Ve her gün baştan başlar bu şehirde kovalamaca
Eksik yanlarını örtmüş bir sürü insan akar gider istiklal caddesinden
Bu böyle sürer gider.
Yinede bavulunuz hazır dursun
Belli mi olur?...

No comments: